18 Ocak 2008

Otlu Çörek


Geçen haftasonu halamla birlikte Bakırköy turu attık. Yorgunluğun üstüne karnımız acıktı. Tam da o sırada çok lezzetli ev yemekleri yapan Kırıktabak'ı gördük. Halama o kadar övdüm ki kendimizi içerde bulduk. Çok lezzetli zeytinyağlılarla karnımızı doyurduk. Bir de otlu çörek yedik ki yemeyin de yanında yatın. Tabi hemen arkasından evdeki sebzeli tariflere bakıp o tariflerden bozma bir otlu çörek yarattık. O tadı bulamadım (hep öyle olur ya) ama çok lezzetli oldu. Beğeneceğinize eminim. Herkese iyi haftasonları...

Malzemeler:
1/2 su bardağı sıvıyağ
3 yumurta
1 su bardağı yoğurt
2-3 su bardağı un
2 paket kabartma tozu

Yarım demet maydanoz
1 demet dereotu
8-10 dal taze soğan
200 gr beyaz peynir
Dereotu, maydanoz ve soğanı ince ince kıyın. Peyniri de ezip ilave edin. Başka bir kapta sıvı yağ, yumurta (birinin sarısını üzerlerine sürmek için ayırın), yoğurt, un ve kabartma tozunu yoğurun. Unu 2 bardak kadar koyup son bardağı yumuşak bir hamur elde edecek şekilde ilave edin. Bardağınızın büyüklüğüne göre 3 bardak fazla gelebilir. Elinize yapışan bir hamur olacak. İçine ot-peynir karışımını da ilave edin. Yağlı kağıt serdiğiniz tepsinize bir kaşık yardımıyla top şeklinde hamurlar koyun. Benim tepsime 16-17 tane sığdı. Biraz büyükçe oldu çörekler. Pişerken kabardıkça birbirlerine yapışıyor gibi görünseler de çıktıklarında ayrı oluyorlar :) Üzerlerine yumurta sarısı sürün ve 180-200 derece önceden ısıttığınız fırında üzerleri kızarana kadar pişirin.

10 Ocak 2008

Ebelerim, Sobelerim...

Bugüne üç sobe sığdırdım. İlki sevgili Özlem'in beni davet ettiği, ancak cevaplayabildiğim blog soruları sobem, ikincisi canım Gülrizim ve sevgili Serpil'in beni davet ettiği hakkımda 7 gerçek sobesi ve sonuncusu da gülen suratımın karanlık sobesi. Cevaplar aşağıda buyrunuz efendim:

1. Blogda yazmaya ilk defa nasıl başladım?

Blogda yazmaya başlayalı bir seneyi yeni geçti. Özellikle evlendikten sonra Portakal Ağacı ile başlayan yemek tarifi serüvenim, hızla internetten devam etmekteydi. Bu arada da kızına bir blog açmış olan sevgili Senem'e her bulduğum yeni yemek sitesini ve yaptığım yemekleri anlatıyordum. Bir gün beni kendime de bir blog açma konusunda cesaretlendirdi ve gerisi çorap söküğü gibi geldi. İlk başlarda gelenim gidenim yoktu. Bende de suç vardı tabi ki, kimseye yorum bırakıp kendimi tanıtmamıştım.. (değil mi Peçetem ;) ) Sonra nasıl mı tanındım? Dostluklarımın ilk nasıl başladığını hatırlayamadığım gibi bu kendiliğinden oluşan blog yakınlığını da hatırlamıyorum desem...

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?

Yazılar belli bir çizgide yani kalbe giden yol üzerindeki mide çizgisinde, arada tatlı ve ara sıcak niyetine hayatımdan notlar, haberler, etkinlikler de giriyor. Ne hakkında yazarsam yazayım içimden geldiği gibi, o an hissettiğim gibi yazıyorum.

3. Blogda yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?

Bu aralar çok fazla vakit ayıramıyorum. Yani başka şeylerden değil, blogumdan feragat etmem gerekiyor. Ama sayfamı ilk açtığımdan beri çoğu zaman büyük keyifle tarifleri hazırlasam da üşendiğim nadir zamanlarda öfleyerek akşam keyiflerimden feragat etmedim desem yalan olur.

4. Blogda yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

Artan bir bekleyiş olduğunu sanmıyorum. Ama tabi ki sayfama eskisi kadar vakit ayıramamak ve diğer dost blogları yeterince ziyaret edememek üzüyor beni. Eskiden ayda en az 20 yazı yazmalıyım şartım varken şimdi haftada en az bir kez yazman lazım diyorum kendime. Geri kalan zamanı da komşuları ziyarete ayırmak daha keyifli...

5. Blogda yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?

Blogumu kapatmayı hiç düşünmüyorum. Belki yazılarım seyrekleşir, belki belli dönemler ara veririm ama blogum hep devam edecek.

Hakkımdaki 7 gerçek (dünyanın 7 harikası gibi oldu :))) )

-- İnsanları çok severim ama özellikle yaşlılara karşı inanılmaz bir sevgim ve acıma duygum vardır. Bu duygu beni bazen yolda zorlukla yürüyen yalnız bir yaşlı gördüğümde ağlatabilir bile. Bunda belki de anneannemin yanında büyümüş olmamın etkisi büyüktür...

-- Elişi olan her türlü şeye ilgi duyarım. Zamanında cam boyama (iç ev kapılarının camlarını boyamıştım), taş boyama, etamin, örgü, boncuktan takı yapımı, resim kursu meraklarım oldu. Hala da ilhamım geldiğinde yapmaya çalışıyorum. Çok sabırlı değilim, belli bir süre sonra sıkılabiliyorum. Fakat yaptığım süre boyunca kendimi çok üretken ve huzurlu hissediyorum. Bu da beni mutlu ediyor.

-- Evde oturmayı, hele de tek başıma isem hiç sevmem. Bütün gün amaçsızca gezmek bile daha mutlu eder beni. Tüm gün hiç çıkmadan evde kaldıysam ruhum sıkılır, mutsuz olurum, karamsarlaşırım hemen.

-- Dostluklara çok önem veririm. Kendi hatalarım da olabilir, başkalarınınkini de affetmeyi bilirim. Fakat çok detaylı ve ince düşündüğümden bazen karşımdakinden bunu görmediğimde kendimi boşa hırpalıyormuşum hissine kapılırım. Ama huyum kurusun, karşılık göremesem de devam ederim :)

-- Kinci değilimdir. Çok kızdığım bir olayı bile çok kısa sürede unuturum.

-- Hani bazı zamanlar vardır ya. Karşınızdaki herhangi biri size tersleniyordur ve o anda ağzınızdan çıkmayan hazır cevaplar 10 dakika sonra birbir aklınıza gelir ve sinir olursunuz. Hem süt dökmüş kedi gibi durup azarlandığınıza kızarsınız hem de kafanızın o anda basmayışına... İşte o benim :)

-- Hakkımdaki 7. gerçeği de son sobemi yanıtlayarak bitirmek istiyorum. KARANLIKtan korkarım. Huzurlu hissetmediğim, kendime ait olmayan bir eve tek başıma hava karardığında girmek istemem. Gece ışıksız uyuyamam. Hatta eğer uykumda elektrikler gidip de zifiri karanlık olursa hemen uyanırım. Bir keresinde bu şekilde olduğunda kendimi evimizin tek panjursuz yeri olan mutfağımızda bulmuştum. Ay ışığı vuruyordu ve tek aydınlık yer orasıydı. Mutfağa nasıl gittiğimi hatırlamıyorum bile...

Herkese kocaman sevgiler

27 Aralık 2007

Yaman etkinlikler #5 - Çifte Çikolata Keyfi

Bu ayki etkinlik ev sahibemiz sevgili Burçin. Yaklaşan yeni yıla uygun olarak bize hediye alternatifleri sunabilecek bir konu seçti. Eminim ki hepimiz tüm tariflerden faydalanıp sevdiklerimize güzel ve lezzetli hediyeler hazırlayacağız.
Yeni yıl hepimizi özellikle de kalabalık bir şekilde kutlanacaksa heyecanlandırır. Yabancı geleneği olsa da çam ağacını süslemek, altına hediyeler koymak, sadece doğumgünleri değil yılbaşı sayesinde de birbirimize hediyeler almak güzel gelenekler bence... Sokaklarda süslenmiş mağazalar, alışveriş merkezleri, ışıl ışıl caddeler göz kamaştırır. Tüketim tuzağı diye düşünseniz de hediye almak da vermek de çok keyiflidir. El emeği göz nuru bir hediye içinse bu etkinlikteki tariflerin birebir olacağına eminim.
Ben de sizler için çifte çikolata keyfi kurabiyeleri hazırladım. Tarif Pelinciğimden. İlk tepsiyi yaktıktan sonra :) fırınıma uygun süreyi tutturabildim. Sizi de fırınınıza uygun olan süreyi dikkatle belirlemeniz gerekiyor. Pelin 15 dakikada kurabiyeleri pişirmişken ben 6 dakikada yaptım. Kurabiyeleri fırından çıkartınca yapmanız gereken telin üzerinde soğumaya almak. İlk çıktığında yumuşak oluyor fakat ılındıkça sertleşiyor. Şimdi sizleri tarifle başbaşa bırakıyorum.

Herkese mutlu, sağlıklı, başarılı ve huzurlu bir 2008 olması dileğiyle. Yeni yılda tüm dilekleriniz gerçek olsun...

Malzemeler:
1 su bardağından biraz az un
1/2 su bardağından biraz az kakao
1/2 tatlı kaşığı karbonat
1/2 tatlı kaşığı tuz
240 gr sütlü çikolata (yarısı küçük parçalara bölünmüş, yarısı iri parçalara ayrılmış. Dilerseniz biraz bitter ve beyaz çikolata da katabilirsiniz)
113 gr tereyağı
1 su bardağı toz şeker
2 yumurta
1 tatlı kaşığı vanilya

Yapılışı:
Kuru malzemeleri bir kapta karıştırın, çikolatanın iri parçalı olan kısmını ve tereyağını benmari usulü eritin. Şeker ve yumurtayı mikserin en düşük hızında çırpın, çırparken çikolata-tereyağ karışımını yavaşça içine dökün, son olarak da kuru malzemeleri dökün ve karıştırın. Son olarak ufak kıydığınız çikolataları da içine katın. Cıvık bir karışım olacak. Fırınınızı 180 dereceye ısıtın. Yağlı kağıt serdiğiniz tepsinize bir tatlı kaşığı kadar karışımdan koyun. Pişerken çok fazla yayılacağından bir seferde 9-12 tane yapmanızı tavsiye ediyorum. Zaten kısa sürede piştiğinden aynı tepsiyle 3-4 partide tüm kurabiyeleri hazırlayabilirsiniz. Dilerseniz karışıma fındık parçaları da atıp farklı bir lezzet elde edebilirsiniz.

Fırınınıza göre süreyi ayarlarken dikkat etmeniz gerekenler:
* Kurabiyelerin pişmeye yakın üst yüzeyleri fokurdar gibi oluyor.
* Rengi sütlü çikolata rengindeyken fırından çıkarmalısınız. Bitter çikolata rengine dönerse çok sert oluyor.

12 Aralık 2007

Yanya'dan Evenez'e 1 Yaşında


Tam 1 sene önce blogumu açmış ve ilk yazımda da sizlere sitemin adını açıklamaya çalışmıştım. Şöyle bir baktım da;
Bu blog bana sevinçler, hüzünler, çok güzel dostluklar, hoş buluşmalar ve daha nicesini sağladı. İyi ki yemek yapmayı seviyorum ve sevgili Senemciğim beni blogumu açma konusunda teşvik etti...

Hepinize desteğiniz ve dostluğunuz için çok teşekkürler

01 Aralık 2007

BU TARİFLER ESRA'YA ÖZEL

Bu ay Kevgir Esra için özel olarak onun tariflerini içerecek şekilde hazırlandı. Ben de Esra için yazdığım yazımla Kevgir'de yer alırken buradan da onun için hazırladığım iki tarifi size vermek istedim. İlk tarif Esra'nın en çok sevdiği bisküvi olan fındıklı bisküvi, diğeri ise Atatürk ile ortak şekilde hep yemek isteyip hiç denemedikleri enginar (uzakdoğu soslu). Neden bu tarifleri seçtiğimle ilgili güzel hikayeler ise Kevgir'deki yazımda. Ulaşmak için tıklayın.

FINDIKLI BİSKÜVİ
Malzemeler:
2 su bardağı un
2/3 su bardağı pudra şekeri
1 paket vanilya
2 yumurta sarısı
150 gr margarin
Bütün haliyle 1 fincan fındık

Yapılışı:
Fındığı rondodan çekip toz haline getirdikten sonra tüm malzemeyi yoğurun. Hamuru sera strech’e sarıp buzdolabında 1–2 saat dinlendirin. Fırını 170 dereceye ısıtın. Dolaptan çıkardığınız hamuru yarım cm kalınlığında açıp bisküvi kalıbı ile şekillendirin. 15 dakika pişirdikten sonra ızgara telinin üzerine alın ve soğumaya bırakın.
Çok pratik ve misafiriniz geleceğinde kolaylıkla uygulayabileceğiniz bir tarif.


UZAKDOĞU SOSLU ENGİNAR
Malzemeler:
6 adet enginar
4 adet ince taze soğan
Çeyrek demet dereotu
2 kaşık elma sirkesi
2 kaşık zeytinyağı
3 kaşık soya sosu
1 çay kaşığı şeker
1 çay kaşığı zencefil
1 çay kaşığı fesleğen
2–3 diş ya da 1 çay kaşığı toz sarımsak
Yarım çay kaşığı kırmızı pul biber

Soğanları ve dereotunu çok ince kıyın. Bir kavanoza aktarın. Üzerine enginar dışındaki tüm malzemeyi ilave edin ve karıştırın. Buzdolabına kaldırıp 1–2 saat dinlenmeye bırakın. Enginarları üzerlerine limon sıkıp tabana 1 parmak kadar su koyarak düdüklü tencerede 5–6 dakika pişirin. Servis yapacağınız zaman enginarların çukur kısımlarına hazırladığınız sostan koyun. Bu kadar lezzetli olacağını tahmin etmemiştim. Hepinize denemenizi tavsiye ediyorum. Sayfamdaki sekiz farklı enginar alternatifine bir yenisini daha eklemiş oldum Esra sayesinde.

Sağolasın tombul melek, sayende hepimiz birlik olduk. Seni görmek demek, yüzünü görmek demek değil, sevgini ve dost elini hissedebilmektir. Bu yüzden de her zaman yanımızda olacaksın…