
Bir haftalık bir hikayeye hoş geldiniz. Bu bir geziden notlar yazısı, aynı zamanda da keyif, tavsiye ve lezzet içeriyor. Yolculuğumuz İstanbul’dan başlayıp, Göcek ve Bodrum’da devam ediyor ve Alaçatı’da son buluyor. Bir Pazar günü İstanbul – Bursa feribotunda başladı hikayemiz. Rahat geçen 1.5 saatin ardından uzun bir yol bekliyordu bizi. Şoförümüz kociş, otomatik vitese alışkın olan ben düz vitesi kullanamayınca beş saatlik sınırı aşarak benim de çabalarımla uyumadan yolu tamamladı ve biz gece 22.30 gibi Göcek’e vardık.

İlk günü yollarda heba etmenin verdiği huzursuzlukla hemen eşyaları odaya yerleştirip kendimizi sahile attık. Göcek’in mini kordonunu turladıktan sonra rahat bir uyku çekmek üzere otele yerleştik. Otelimiz sahile 5 dakika yürüme mesafesinde, antika eşyalarla döşenmiş, çok zevkli, sevimli bir butik oteldi. İsmi
Yonca Resort. Yonca hanım ve eşi Tolon Bey tarafından işletilen otelin sekiz odası mevcut. Yardımcıları Maria çok dobra ve şeker biri. Bizimle de çok ilgilendi. Göcek’te yapılabilecek iki şey var. Biri 12 adalara yapılan günlük turlar ki biz yapmadık, diğeri de her saat başı minibüs takalarla gidebileceğiniz Göcek Adası. Göcek adasının bir koyunda denize girebilir, duş, şezlongdan faydalanabilir ve restoranında tahmin edemeyeceğiniz kadar lezzetli yemekleri deneyebilirsiniz.

Akşam da sevgili
Müge’nin tavsiyesi üzerine Aliço’ya gidecektik fakat öğrendik ki Aliço vefat etmiş ve restoran da kapanmış. O yüzden biz de otelimizin tavsiyesi üzerine Can Restoran’a gittik.

Burada farklı lezzet olarak size önerebileceğim otlu ve sarımsaklı tereyağı ve kaya koruğu isimli turşu şeklinde hazırlanan ot salatasıydı. Göcek’ten ayrılmadan önce bir de güzel mi güzel “Mavi Ev” de yaşayan ressam
Ekin Nayır ve eşiyle tanıştık, güzel tablolarına ve diğer çalışmalarına baktık, lezzetli limonatalarından içtik ve o harika mutfağı da sizin için fotoğraflamayı ihmal etmedik…

Göcek’teki kısa ziyaretimizin ardından Bodrum Gürece’ye doğru yola çıktık. Öğlen saatlerimizde vardığımız butik otelimiz
Rüya Otel, Zuhal ve İskender Işık isimli karıkoca tarafından işletiliyordu. Yirmi yıldır Bodrum’da yaşamakta olan Işık ailesinden Zuhal Hanım mimar ve oteli son derece şık tasarlamış. Otel harika, dört odalı, bizbize ve sakin... Sadece denizden iç tarafta kaldığından her yere araç ile ulaşmanız gerekiyor. Yardımcıları Sencan bey ise çok pratik ve sempatik. Bize de çok yardımcı oldu. İlk gün Yahşi halk plajında, ikinci gün de Akyarlar Kargı’da Camel Beach’de denize girdik.

Deniz güzel ve ılıktı. Açıkçası plajlara çok fazla bayılmadık. Deniz içinse daha da güzel tavsiyem birazdan gelecek. Bodrum’da ilk gecemizde Turgutreis marinada Du Bar’a Restoran’da iki farklı bonfile denedik: Karabiberli ve mantar soslu. Karabiberli daha kremalı ve güzel bir tattı. İkisini de çok beğendik. Bir de canlı müzik vardı. Marinadaki teknelerin direkleri ise çok hoş bir görüntü oluşturuyordu. İkinci gece ise Yalıkavak’a gittik.

Yalıkavak daha modern ve Yunan adaları tarzında. Meşhur kavaklı köfteyi tattık ve Bitez Dondurmacı’sında kanyaklı çikolatalı ve tahinli susamlı dondurmaları denedik. Kurulu olan sanatçılar sokağında resimler, heykeller sergilenmekte idi. Ben de Hale hanımın köynük otuna çalıştığı minik heykellerinden aldım.

Ertesi gün üçüncü ziyaret noktamız olan Şirince’ye doğru hareket ettik. Bodrum – Milas – Selçuk rotasını izledik. Ortaklar’dan Selçuk yönüne saptıktan sonra Selçuk 21km tabelasını geçince sağda Denizli’li İbrahim Usta’nın Yeri’nde mola verdik. Burada çöp şiş ve köfte yedik. Bunun yanında yine kendi besledikleri ve kestikleri hayvanların etinden hazırladıkları baharatlı köfte, bonfile ve ciğer de mevcuttu. Yanında bir de salata ve ev yapımı ayran getirdiler ki değmeyin keyfimize. Çooook lezzetliydi. Cahide, eşi İbrahim, annesi ve babası bu yeri işletiyorlar. Tam Aydın sınırının bittiği, İzmir sınırının başladığı noktadalar :)

Şirince’ye vardığımızda Nişanyan otellerinden olan
Kilisealtı Pansiyon’a yerleştik. Bizi Mülver Şurubu ile karşıladılar. Gerçekten çok lezzetliydi. Nisan aylarında toplanan mülver otunu akşamdan suyla ıslatıp, ertesi günde süzüp limon tozu, şeker ve su ile karıştırıp limonata ve koruk suyu tadında bir lezzet elde ediyorlarmış.

Şirince’nin güzel eski evlerine bakarak sokakları gezdik, şifalı otlara, süs kabaklarına, kokulu minik kavunlara ve papatya taçlarına baktık, köy meydanındaki kahvede çayımızı yudumladık. Dereli Kaplankaya özel üretim sek kırmızı şarabından ve mandalina ve çilek şaraplarından aldık. Akşam da köyün girişinde eskiden okul olan binanın bahçesinde, Artemis Restoran’da, yemeğimizi yedik.

Cevizli kaşarlı erişte ve Çökertme çok lezzetliydi. Çökertmede incecik dilimli patates kızartması, ortasında yoğurt üstünde et vardı. Eriştenin de üzerine dövülmüş ceviz serpip kaşar serperek fırında güveç gibi yapmışlardı.

Küçük bir köy olduğundan bütün gün Cumartesi yapılacak kına gecesinin anonsunu dinledik ve açıkçası kına gecesini göremeden oradan ayrıldığıma üzüldüm. Hiç davetiyeye gerek kalmadan herkese düğün derneği duyurabilme fikri ise çok hoşuma gitti :) Pansiyonumuzdaki güleryüz, iyi hizmet ve hoşsohbet bizi çok mutlu etti.

Son durağımız Alaçatı’ya otoban sayesinde kolay şekilde ulaştık. Otelimiz
Alaçat Kırevi’ne yerleştikten sonra kendimizi denize attık. Geçen sene Cafe’sine gittiğimiz Alaçat sahipleri Ayşe Nur ve Destina hanım bizden sonra Ekim ayında bu güzel ve huzurlu oteli açmışlar. Her şey Alaçatı dokusuna o kadar uygundu ki çok memnun kaldık. Herkes çok sempatik ve ilgiliydi. Sevgili Nihal bize çok güzel kahvaltı sofraları hazırladı. Özellikle otlu ve peynirli omletini tavsiye ederim. Kışa tekrar gideceğiz, o kesin… Akşam
Lavanta Restoran’da yemek yedik. Alaçatı’da sanırım çoğu restoran (balık ve meze yapanlar dışında) aynı tarzda ve fiyatta yemek yapıyor. En azından Lavanta’da sokakta herkesin tepenizden bakması eşliğinde değil binasının yanındaki sakin bahçesinde yemek yiyebiliyorsunuz. Ben brokoli soslu penne yedim ki çok lezzetliydi. İkinci günümüzde sabah ilk işim Alaçatı pazarını gezmekti. Tabi dayanamayıp güzel kıyafetler ve peştamal aldım. Geçen sefer geldiğimizde aldığım deniz fasulyesinden almayı da ihmal etmedim. Teyzemle fotoğraf da çekindik bu sefer. Salatasını yapar yapmaz yayında olacak.

Öğleye doğru yaptığımız kahvaltının ardından Çeşme Çiftlikköy
Kum Beach’e gittik. Kendinizi Maldiv'lerde sanabileceğiniz güzellikte, turkuaz bir deniz, kumsal ve denizin içi incecik altın gibi kum, dip dibe değil rahat şekilde yatabileceğiniz şezlonglar, gürültüsüz sakin bir ortam… Kesinlikle tavsiye ediyorum. Burada da Alaçat Cafe mevcut. Akşam da Dalyan’da
Köşem Restoran’da balık keyfi yaptık. Bu arada Yeni Rakı’nın festivaline denk geldiğimizden bol çalgılı ve dansözlü bir akşam oldu :) Yeni Rakı’nın meze kitapçığını da dağıttılar ki en kısa zamanda deneyip sizlerle de paylaşacağım.
Bu yazıyı yazarken ise dönüş yolundayım. Bu tatilde bol yolculuk yaptığımızdan şimdi de farklı bir yere gidiyormuşuz gibi geliyor. Yarın işte olduğuma inanamayacağım sanırım. Ama her keyif gibi bunun da sonu geldi. Bir değil on bir hafta olsa tatil yetmez insana. Ama artık çalışmak ve bir sonraki yaz tatiline para biriktirmek zamanı… Herkese hoş geldim.. Şimdilik yediklerim burada, yakında mutfağa da girerim… (19.08.2007)
Not: Resimlere tıklayarak büyütüp bakmanız tavsiye edilir :)