İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Haziran 2007

Süpriiiizz: Enginarlı Omlet


Öncelikle Lamacığım bana teşekkür kartları atmış. Adını tuzlu krakerlerle yayınlamamı çok sevmiş. Ben de teşekkürüne teşekkür ediyor ve aynı benim krakerlerime benzeyen harfli kartı yayınlıyorum. Çok incesiniz canım..



Evet önceden de bahsedilen süpriz buydu :) : Enginarlı Omlet


Gökçen Adar'ın kitabında kuşkonmazlı enginarlı omleti görünce ağzım sulandı. Ben de kuşkonmazsız ve kaşarlı-kekiklisini yaptım. Öncelikle 1 adet kırmızı biberi halka halka doğradım ve çok az yağ kızdırdığım teflon tavada kapak kapatarak kızarttım. Bu arada 3 adet yumurtayı çırptım, içine kekik ufaladım, tuz ektim ve rende kaşar ekledim. Enginarlarım zaten haşlanmıştı. 1 adet enginarı 8-10 parçaya böldüm ve kırmızı biber halkalarının olabildiğince ortalarına gelecek şekilde enginarları da tavaya yerleştirdim ve son olarak yumurtalı karışımı da üzerine döktüm. Yine kapaka kapatarak önce bir tarafını kızarttım sonra tersini çevirerek diğer yüzü de pişirdim. Omletim 2-3 kişiye yetecek büyüklükte oldu. Gerçekten çok lezzetliydi tavsiye ederim.
Bir de geçenlerde düşündüm ki blogum tatlı ve pasta yönünden biraz eksik kalıyor. Neden derseniz, ben tatlı değil tuzlu ve ekşi düşkünüyüm. O yüzden de yemek pişirmek tatlı yapmaktan daha cazip geliyor. Bir de kıvam tutturamam diye korkuyorum tabi. Bu nedenle tatlı tarifi yayınlamadığımdan kendimi kötü hissetmemek için size geçenlerde Yeşilköy'de bir balık restoranında yediğim dondurmalı irmik tatlısının resmini sunuyorum. Sıcak irmik tatlısının içinden buz gibi maraş dondurma çıkıyor. Enfes bir lezzet. Aynısını daha önce de Tike'de yemiştim ama onun fotoğrafını çekmeye fırsatım olmamıştı.

Tatlı sizler içindi ama yine tuzluların hakkını yememek için bir de yemek tavsiyem olacak. Haftasonu ilk defa (biraz geç kaldım tabi ki) Pierre Loti'ye gittik. Oradaki Aziyade Restoran'da aziyade haşlama kuzu tiftikleme yedim. Fotoğrafı aşağıda. Gerçekten de yumuşacık bir kuzu etiydi ve çok lezzetliydi. Tek kötü tarafı restoranın 22.30'da kapanıyor oluşu. Tavsiye edilir...

23 Nisan 2007

Sosyal Etkinlik

Bu aralar sosyal etkinlik açısından patlama yaşıyoruz. Son 2 ayda birçok tiyatro ve bale gösterisine gittik. Bunlardan bazıları La Bayadere, Yer Altından Notlar, Ben Ruhi bey Nasılım, Bahar Noktası, Çayhane, İstanbul ve Mevlana idi. Şimdi size İstanbul ve Mevlana'dan bahsetmek istiyorum. Tüm gösterileri çok beğendik. Fakat bu ikisi yeni sezonda olduklarından tanıtmak istedim. Devlet Tiyatrolarının ve Devlet Opera ve Balesi'nin tüm oyun ve gösterilerini tavsiye ediyorum.

İSTANBUL

“İstanbul” bir epik bale.. İstanbul, İstanbullulara verilmiş bir armağan.. Bir düş iken bir gerçeğe dönüşen, bunun için de tam 10 yıl bekleyen bir şaheser… Hülya Aksular’ın fikri, Serkan Alkan’ın notaları, Behçet Malikler’in dekoru, İsmail Acar’ın tasarımları, Serdar Başbuğ’un kostümleri, Ahmet Defne’nin ışığı, İpek Altınay’ın yapım koordinatörlüğü ile işte karşınızda İSTANBUL.


Evet, İstanbul’un hikayesi 10 yıl önce başlamış. 2004 yılı sonunda Devlet Opera ve Balesi’nin yayınlanacak eserleri arasına girmiş. Ve 24 Mart 2007’de huzurlarımıza gelmiş… Ben bu gösteriye bilet alırken nasıl bir şeyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Sadece baleye olan hayranlığımla her şekilde beğenirim deyip, ön sıralardan biletimi kaptım. Ve tüm baleyi hayranlıkla izledim.

İlk bölümde İstanbul’un fethi anlatılıyordu. 72 geminin Haliç’e indirilmesini sembolize ettikleri sahne harikaydı. Aşağıda gemi kostümünün çizimini size sunuyorum. Burada pek belli değil ama kafalarındaki şapka iskeletinde de aynı gemilerin yelkeni gibi kumaş vardı.

Konstantin’in yenilgi sahnesi ise sözle anlatılmaz. Bunun da provalardaki fotoğrafını katalogdan sunuyorum size. Elinde saray maketini tutan Fatih, asılı olan ise Konstantin...Oyun esnasında fotoğraf çekmek yasak olduğundan maalesef bu anı eseri bizzat izleyerek görmeniz gerekecek.

******
İlave tarih bilgisi:
Kuşatma hazırlıkları
Sultan II. Mehmed, İstanbul'un fethine karar verdiğinde o zamanki başkent Edirneİstanbul'un aşılamaz olarak bilinen surlarını yerle bir edebilmek için o güne kadar görülmemiş büyüklükteki, şahi olarak bilinen topları döktürmüştü. II: Mehmed ayrıca, hazırlanmakta olan bu topların yanısıra, Bizans'a denizden gelebilecek yardımları engellemek için Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmiş olan Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli Hisarı'nı (Boğazkesen Hisarı) yaptırdı.
Yapılan hazırlıkların kendisine yönelik olduğunu anlayan Bizans İmparatoru Konstantin, Sultan II. Mehmed'i hediyelerle vazgeçirmeye çalışırken, bir yandan da Avrupa devletlerine elçiler yollayarak onları durumdan haberdar ediyor ve yardım istiyordu. Ancak 1054 yılında Hıristiyanlığın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak ikiye ayrılması sebebiyle, Papa V. Nikola Bizans'ı desteklemeyi pek düşünmüyordu. Bazı İtalyan şehir devletleri askeri birliklerini Bizans'a yardımcı olmak amacıyla İstanbul'a yollasa da, Avrupa'nın büyük devletleri Bizans'ı desteklememe kararı almışlardı. Yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000'i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu.
Sultan II. Mehmed, 20.000 yeniçerinin de dahil olduğu 100.000 kişilik bir kuvveti yönetiyordu. Rumeli Hisarı'nı inşa ettirmenin yanısıra bir de donanma kurdurmuştu. Ordusunu İstanbul civarında toplamış; bu arada, yardım göndermelerini önlemek amacıyla bazı Balkan devletlerine ordular göndererek, gelebilecek yardımları önleme, yardım yollamayı düşünenlere ise gözdağı verme yoluna gitmiştir. Durumun giderek ümitsizleştiğini gören Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç'in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti.

Kuşatma
Sultan II. Mehmed donanmasına emir verirken
Ordusu ile İstanbul'un önünde bulunan Sultan II. Mehmed, Bizans İmparatoru'na elçi göndererek teslim olması çağrısında bulunmuş, ancak reddedilmişti. Bunun üzerine tarihteki 29. ve en son İstanbul kuşatması başladı.
Kuşatma, Türk topçusunun, surları top ateşine tutmasıyla başladı. Bizans ordusu ise, surlarda açılan gedikleri kapatmaya çalışıyordu. Osmanlı, donanması ile de Haliç'i zorluyor fakat zinciri aşamadıkları için gemiler Haliç'e giremiyordu. Günlerdir süren kuşatmanın henüz başarı getirememiş olması ve Ceneviz donanmasından gelen yardımın Boğaz'ı geçerek Haliç'e girmesi Sultan II. Mehmed'i sinirlendirmiş ve atını boğazın sularına sürerek donanmasına emirler yağdırmış, komutanlarına da, saldırı için orduyu hazırlamalarını emretmişti.. Kuşatmadan vazgeçilmesi teklifi üzerine Fatih, şu sözü söylemiştir: "Ya ben İstanbul'u alırım ya da İstanbul beni"
Kaynak: Vikipedi Özgür Ansiklopedi
******

İlk bölümün son iki sahnesi Fatih’in farklı dinleri İstanbul’a yerleştirmesini ve Osmanlı Sarayı haremindeki cariyelerin padişahla ilişkilerini işliyor.

İkinci bölüm ise ilk bölümden çok farklı.. Süreç çok hızlı ilerliyor. 1400 lerden 1700 lerde Lale devrine, oradan da 1900 lere atlıyor. Cumhuriyet dönemi beyaz perdeye eski görüntüler yansıtılarak işleniyor. Bu esnada duvardaki Atatürk büstüne ışık tutuluyor ve görüntülerde Atatürk görünür görünmez alkış kopuyor. Oradan 1940larda Beyoğlu’nda tangolu günlere geçiliyor. Burada Beyoğlu tramvayı da unutulmamış. İstanbul’u en iyi sembolize eden martılara da yer verilmiş. Aşağıda kostüm çizimleri mevcut.

Finalde ise İstanbul adlı vapurda tüm dansçılar karşınıza çıkıyor.
Gösteride beni en çok etkileyen öncelikle müzikti.. 1979 doğumlu bir bestecinin bu kadar güzel bir eserle karşımızda oluşu gurur verici. Tüm müzikler kasetten yayınlandı. Fakat bir sahnede orkestra çıktı karşımıza ve canlı performans da vardı. Eserin bir bölümünde ezan sesine de yer verilmişti.
Ayrıca eserde Atatürk’e de bu kadar önem verilmesi çok mutlu etti beni. Salon zifiri karanlıkken sadece tepedeki Atatürk büstüne ışık tutmaları çok etkiliydi. ‘Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul’ parçası söylenirken gerçekten de burnumun direği sızladı. O ne güzel sesti öyle..

Yazı ve fotoğraflar için kaynak: “İstanbul” tanıtım kataloğu ve “İstanbul” kitapçığı

MEVLANA

Mevlana 800. yıl oratoryosu – Aya Irini Klisesi
Semih Sergen’in anlatımı, Can Atilla’nın bestesi ve koronun eşliği ile Mevlana’nın hayatına bir bakış..
Bir saat kırk dakika süren kesintisiz bir keyif..

Anlatımdan hoşuma giden iki bölüm:

“Her yerde Kabe’ye dönerdin yüzünü
Dünyanın merkezi Kabe’dir de ondan
Peki ama Kabe’ye varınca
Her aşık
Kabe’ye döner de ulular sevdiğini.
Şimdi düşün düşün düşün:
Kabe’yi kaldırsak ortadan
Görürüz ki,
Her aşık birbirinin gönlüne secde ediyor.
Onun secdesi bunun gönlüne
Bunun secdesi onun gönlüne.”

“Bir şaşırmışlık halidir bu.
Yönler kaybedildikçe dönmek başlar.
Çözüldü bir bir zincirlerim
Rüzgardan da, nameden de, fezadan da hafifim.
Raks, mekansızlıktır
Raks, fena’nın tekmelenişidir.
Raks, hayretlerin bitip
Hayranlıkların başlamasıdır.
Raks, hayattan ölüme uçuşÖlümden ölümsüzlüğe kanatlanıştır.”

Yazı ve I. fotoğraf için kaynak: “Mevlana” kitapçığı

02 Nisan 2007

Mekan tanıtımı: Go Mongo

Bugün Dil Yarası grubumuzun üçüncü konusu olan "Türkçe gibi görünüp de aslında Türkçe olmayan ifadeler" sevgili Şefika tarafından anlatıldı. İki hafta sonra da "Noktalama işaretleri" ile Ayşem bizlerle olacak. Şefika birçok anlaşılır örnek sunarak ve sohbet edercesine keyifle bilgilerini paylaşmış bizimle.. Kendisine çok teşekkür ediyorum.

Bu arada size yine bir mekan tanıtımım olacak. 2 hafta kadar önce yine bir blogdan tavsiyesini okuduğum ve hemen merakla gidip lezzet testi yaptığım 'Go Mongo'. Moğol barbeküsü olarak da adlandırılabilecek bir otantik mutfağa sahip olan Go Mongo, Moğolistan'daki av partilerinden esinlenilerek ortaya çıkmış. Bu av partilerinde Moğollar, et ve sebzeleri kılıçları ile dilimler ve kalkanların üzerinde ateşte pişirirlermiş.

Günümüz versiyonunda ise Go Mongo'da olduğu gibi bir tezgahta pişmemiş et, sebze, sos ve baharatlar; diğer tarafta da ısgara vardır. Dilediğiniz yiyecek ve sos karışımını hazırlayıp ızgaradaki görevliye verirsiniz ve sizin yerinize bu kişi yemeğinizi pişirir.


Go Mongo'da sos ve baharatların olduğu kısımda, damak tadınıza göre size tavsiyede bulunacak bir görevli de bulunmakta. Size verilen üzerinde adınızın yazılı olduğu bayrakları tabağınızı hazırlayınca içine saplıyorsunuz ve ızgara sırasıne yerleştiriyorsunuz. Tabaklar sırasıyla alınıp pişiriliyor. Ben et, brokoli, mantar, domates, biber, brokoli, fasulye aldım. Sos olarak ise oradaki bayanın da tavsiyesi ise kara fasulye, soya, domates sosu, krema, kekik ve sumağı 'noodle' denen makarnanın üzerine koydum. Daha bol sos isterseniz sosu ayrı bir kaseye de alabiliyorsunuz. Aşağıda seçenekler mevcut:

ETLER: Dana, kuzu, hindi, tavuk, karides
SEBZELER: Mantar, soğan, havuç,kabak, yeşil biber, domates, kırmızı lahana, pırasa, çin yaprağı, tofu, beyaz lahana, fasulye filizi, meksika fasulyesi, mısır, brokoli, bezelye, karnabahar, ıspanak, kırmızı biber, jalapeno biberi, sarı biber, yeşil fasulye
SOSLAR: Tatlı ve ekşi sos, sarımsak yağı, susam yağı, ayçiçek yağı, limon, şarap, BBQ, kırmızı biber, soya, domates, hardal, köri, oyster, hoisin, erik
BAHARATLAR: Karabiber, sumak, nane, kekik, köri, beyaz biber, kimyon, tarçın, biberiye, sarımsak tozu, fesleğen, yeni bahar, zencefil, dolma fıstığı, pul biber

Ben barbeküden kendi seçimimle yararlanırken, eşim de 'ulanbatur' yedi :). Yani karafasulye soslu dana filetoları ve karışık sebzeler. O da çok lezzetliydi.

Biz Suadiye şubesine gittik ve çok beğendik. Tavsiye ederiz efendim. Sevgiler

22 Mart 2007

O an

Bana e-postayla ulaşan bu fotoğrafı da eklemeden edemedim..
Mutlu yağmurlu günler..


11 Mart 2007

Magnum Fotoğraf Sergisi

Bugünkü etkinliğimiz İstanbul Modern'deki Magnum fotoğraf sergisini gezmekti. Gerçekten de Türkiye'yi anlatan çok başarılı çalışmalar var. 16 fotoğraf sanatçısının toplam 205 fotoğrafı yer alıyor.


İstanbul Modern’in tüm alt katını kapsayan ilk fotoğraf sergisi olma özelliğini de taşıyan “Magnum Fotoğrafları ile Türkiye” üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm 16 fotoğrafçının Türkiye ile ilgili fotoğraflarını içeriyor. Fakat bu bölümdeki fotoğraflar sadece Türkiye sınırları içinde çekilmiş değil. Magnum’un 60. yılına ayrılan ikinci bölümde, fotoğraf tarihinin kilometre taşı olmuş 65 fotoğrafın yanı sıra Magnum’un 71 özgün yayınına yer veriliyor. Üçüncü bölümde ise 16 LCD televizyondan "Magnum Fotoğrafları ile Türkiye" bölümünde yer alan fotoğrafçıların kariyerlerinin en önemli fotoğrafları izlenebiliyor.

Sergi 20 Mayıs’a kadar devam edecek. Sergide Robert Capa (1913-1954) , Erich Lessing (1923), Costa Manos (1934), Ara Güler (1928), Gilles Peress (1946), Leonard Freed (1929), Abbas (1944), Alex Webb (1952), Nikos Economopoulos (1953) Gueorgui Pinkhassov (1952), Bruno Barbey (1941), Jim Goldberg (1953), Antoine d’Agata (1961), Paolo Pellegrin (1964), Martin Parr (1952) ve Harry Gruyaert’ın (1941) fotoğrafları yer alıyor.

Sergiyi gezdikten sonra, İstanbul Modern'in kafesinde oturmayı ve terasında çıkıp fotoğraf çekmeyi de ihmal etmedik tabi ki. İstanbul Modern'i gidilecek mekanlar listenize eklemeyi unutmayın. Ve kafeden 180 derece İstanbul fotoğraf çalışması huzurlarınızda :) Boğaz köprüsünden İstanbul Modern'e yarım dünyalık dönüş.. Fotoğraftaki vapur ben bir sonraki kareyi çekene kadar ilerlemiş olduğundan kesilmiş gibi görünüyor :) idare edin artık..


Bir de fotoğrafa meraklıysanız, bu sergiye ilişkin aşağıdaki kitabı edinebilirsiniz.


Magnum Türkiye / Magnum Fotoğrafları ile Türkiye Kolektif/ İstanbul Modern Sanat Müzesi, Şubat 2007

13/03/2007
Sevgili Peçete'nin isteği üzerine biraz da izlenimlerimden bahsetmek ve daha detaylı bilgi vermek istiyorum. İstanbul Modern'e ilk defa gittim. Gerçekten de çok güzel bir iç tasarım yapmışlar. Tam bir modern çalışma olmuş. 11 Aralık 2004 yılında 4 Numaralı Gümrük Antreposu’nda hizmet hayatına başlamış İstanbul Modern. Modern ve çağdaş sanata hizmet vermek için yola çıkılmış.


Müzenin üst katında Modern Deneyimler adında bir resim sergisi, cafe ve dükkanı vardı. Açıkçası fotoğraf sergisine gidip de müzeye girer girmez resimlerle karşılaşınca biraz şaşırdık. Misafirleri yönlendirme konusunda biraz eksik kalmışlar. Sonra baktık ki alt kata inen, zincirlerle havada asılı duran, bir asma merdiven var. Dedik burası bizi hedefe götürür heralde..
Aşağıya indiğimizde ilk karşımıza çıkan avlu gibi mekanda duvarda LCD televizyonlarda sergide eserleri yer alan 16 fotoğrafçının kariyerlerindeki önemli çalışmaları gösteriliyor. Her LCD'nin karşısında bir puf mevcut, oturup rahatça slayt gösterisi şeklinde izleyebiliyorsunuz.
Bu avlu gibi alana bakan kütüphanede 4000 kitap ile 35 yerli ve yabancı dergi aboneliğine ulaşmanız mümkün. Kitapları tellerle tavana aynı hizaya gelecek şekilde asıp bir alçak tavan oluşturmuşlar ki benim çok hoşuma gitti.

Avludan ulaştığınız ilk bölümde fotoğrafçıların 1940tan günümüze Türkiye izlenimlerini yansıttıkları fotoğrafları vardı. Her fotoğrafçı ile ilgili bilgi mahiyetinde bir ön yazı ve ardından fotoğraflar geliyordu. Siyah-beyaz ve renkli çalışmalar, kimi Almanya'daki Türk işçileri, kimi Türkiye'ye göç ettiklerinde gümrükte yaşananları, kimi doğuyu kimi batıyı, kimi eski İstanbul'u, Beyoğlu'nu, kimi cinselliği, kimi masumiyeti yansıtıyordu fotoğrafların. Ama özellikle de insan temalı fotoğraflarda yüzlerdeli keder ya da sevinci gözlemlemek, geçmişi yansıtan fotoğraflarda da özellikle eski İstanbul'u görmek çok keyifliydi. Fotoğraflara bakarken dilerseniz multimedya hizmeti ile kulaklıktan da bilgi alabiliyorsunuz. Türklerin dışında da sergiyi gezen birçok yabancı olması beni ayrıca mutlu etti.

İkinci bölümde de ajansın tarihini de yansıtan metinlerle birlikte dünya fotoğraf tarihinin kilometre taşı olmuş fotoğrafları ve Magnum’un özgün yayınları yer alıyordu. Burada 1947 yılında kurulan ajansın yayınlarından Philip Halsman "Jump" (Sıçrama), Henri Cartier-Bresson The Decisive Moment (Karar Anı) ve Les Européens (Avrupalılar), Ian Berry Living Apart (Ayrı Yaşamak) ve The English (İngilizler), René Burri Die Deutschen (Almanlar), Dennis Stock Jazz Street (Caz Sokağı), Bruno Barbey Les Italiens (İtalyanlar), Sergio Larrain Valparaiso, Paul Fusco RFK – Funeral Train (RFK – Cenaze Treni), Leonard Freed Black in White America (Beyaz Amerika’da Siyahlar), Bruce Davidson, East 100th Street (Doğu 100. Cadde) Philip Jones Griffiths Vietnam Inc. (Vietnam A.Ş.,) Costa Manos A Greek Portfolio (Yunan Portfolyosu), Josef Koudelka Gypsies (Çingeneler), Herbert List Portraits (Portreler), Gilles Peress Télex Iran (İran Teleksi), Leonard Freed Police Work (Polis İşi), Raymond Depardon Pages de Libé (Libération’dan sayfalar), Bruno Barbey Pologne (Polonya), Bruce Davidson Subway (Metro), Alex Webb, Hot Light/Half Made Worlds (Sıcak Işık/Yarım Dünyalar), In Our Time: the World as Seen by Magnum Photographers (Çağımızda: Magnum Fotoğrafçılarının Gözüyle Dünya), Eli Reed Black in America (Amerika’daki Siyahlar), Martin Parr "Common Sense" (Sağduyu), James Nachtwey Inferno, New York September 11 by Magnum Photographers (Magnum Fotoğrafçılarının Gözünden New York 11 Eylül) gibi kitaplara yer verilmişti.

İstanbul Modern ana sayfadan "süreli sergi: Magnum fotoğrafları ile Türkiye"ye tıklayıp detaylı bilgi kısmına girdiğinizde en alttaki linke tıklayarak fotoğraflara da ulaşabilirsiniz.
Sevgiler

01 Mart 2007

Küresel Isınma

Bu yazı az önce bana e-posta ile geldi.
Görevimi yerine getiriyorum.

TARİH: 1 MART 2007
SAAT: 19.55 / 20.00 ARASI 5 DAKİKA
AMAÇ: KÜRESEL ISINMAYA YETKİLİLERİN DİKKATİNİ ÇEKMEK.
Yerel saatlerin farkı gözetmeksizin, bütün dünyada 1 Mart 2007 saat 19.55 / 20.00 arası 5 dakika tüm enerji kaynakları kesilecek.
Evde ya da işteyseniz şalterlerinizi indirin.
Arabadaysanız yol kenarına çekip kontağı kapatınız.
Yapabilen tüm kişileri bu eyleme katılmaya davet ediyoruz.
Amacımız; bütün dünyada yer alacak bu 5 dakikalık kesintiyle meydana gelecek enerji tasarrufuyla karar mercilerinin dikkatini çekmek.

Bu yazıyı bloglarınızda yayınlayabilirsiniz
veya e_ posta ile ulaştırabileceğiniz kadar çok kişiye ulaştırın ki
eylemin kapsamı o kadar büyük olabilsin ve sesimizi duysunlar.
Çevrenizde e-postası olmayan insanlara da duyurun!

28 Şubat 2007

Backhaus (bu bir reklam değildir :) )


Merhabalar,
Bugün yine yeni bir yemek tarifimiz yok. İnşallah bir börek tarifim olacak ama halamdan tarifi almayı bekliyorum. Yoksa fotoğraflar hazır. Bir de salata tarifimiz gelecek onun da tarifi var ama fotoğrafı yok :)
Bugün size Backhaus ekmek fırınından bahsetmek istedim. Benim bildiğim iki yerde var. Birisi Ataköy Atrium alışveriş merkezinde diğeri de Nişantaşı'nda.. Backhaus Almanca'da "baking house" yani fırın demekmiş. İnternetten öğrendiğim kadarıyla Mergen adlı bir firmanın kuruluşu. Fakat ikisinin de web sayfası yapım aşamasında :)


Buranın özellikle sovital ekmeğini çok begeniyorum. İçinde çavdar unu, keten tohumu, susam, ayçekirdeği ve soya var. Onun dışında mısır ekmeği, ayçekirdekli ekmek; çavdar, yulaf, buğday, kepek ekmeği; 3 çeşit tahıllı ekmek, Körnlander, Welness (yulaf ve çavdar kepekli), organik buğdaydan yapılan ve 1 ay bayatlamayan Dinkel (isimleri yanlış yazıyor olabilirim :)), 12 lifli Alman ekmeğini de bulabilirsiniz.. Toplamda en az 10-15 çeşit ekmekleri vardır. Körnlander ve Welness da çok zengin içerikli ekmekler. Bunun dışında bir çok tatlı-tuzlu çeşidi de mevcut. Poğaçalar, bademli kayıklar, tartlar, brownie, sandviç çeşitleri, pasta ve kekler...

Denk gelirseniz mutlaka uğrayıp ekmekler hakkında bilgi alın derim. Lezzet 10 üzerinden 10.
Aşağıdaki çilekli tart Backhaus'tan. Bir de Nişantaşı Vali Konağı Caddesi'nde Konak pastanesi var ki onun da çilekli minik tartları çook lezzetli oluyor.

Konak'ın da elma şekerleri, badem ezmeleri, paskalya çörekleri, cheesecakeleri ünlü. Küçücük fakat önünden geçerken sizi vitriniyle içeri davet eden 30 yıllık bir pastane. Fatma Girik Alman Pastası, Emel Sayın ise milföyünün müdavimleriymiş.
Atrium backhaus ve Nişantaşı Konak:



Böyle lezzetli krema ve kıtır tart yapmayı bilen varsa yazsın bana :) Bekliyorum..

Sevgiler

MySpace

26 Şubat 2007

Çırağan'da bir düğün


Haftasonum yoğun geçti. Annem ve babam bizi ziyarete geldiler. Sebebi de çok eski bir tanıdığımızın oğlunun Çırağan'da olan düğünüydü. Misafirlerim olduğundan yemek yapamadım fakat düğündeki yemeklerin görünüşü ve lezzeti o kadar güzeldi ki onları fotoğraflamadan edemedim. Sadece loş ortamdan ve makinamın eskiliğinden ileri gelen netsizlikleri görmezden gelmeniz gerekecek. Resimleri büyütmezseniz çok da belli olmuyor :)
Düğün keyifli geçti. Yemeklere bayıldık. Mustafa Keser sahne aldı ve fıkralarıyla eğlendik. Yeni evli çifte mutluluklar dileriz..








MEZE TABAĞINI SİLİP SÜPÜRDÜKTEN SONRA FOTOĞRAF ÇEKMEK AKLIMA GELDİ :)





MENÜ:

Modern aperatif tabağı (enginar, somon, patlıcan kızartma, domates, yeşillik, beyaz peynirle doldurulmuş patates ve yaprak dolmanın çok zevkli bir şekilde sunumu)
Ispanaklı ve mantarlı "quiche"
Patlıcan püresi üzerinde ızgara dana bonfile, pazı yaprağı, bademli patates, kuru meyve marmeladı ve fırınlanmış domates (burada hoşuma giden ve benim de uygulayabileceğim patatesti. Patates püresine piramit şekli verilmiş ve bademlerle çevrilip fırında dışı kızartılmıştı)
Çikolata zarfı, karamelli dondurma ve vişne sosu ile

MySpace

22 Şubat 2007

2010 İstanbul kültür kenti afiş yarışması birincisi

Süper bir fikirle geliştirilmiş süper bir afiş